Eylül şimdi, Nar şerbeti içmiş, Alnı ateşli taze loğusa Olgun asma dalı ,mor salkımlı, doğurgan kadın. Eylül…kızıl guruba soyunmuş hüzünlü dilber Altın rengi ağustosun tozudur tarçîni saçlarında… Bir eli ıhlamur kokar ,uzanır şarabi akşamlara Diğeri çiy’li sabahlarda kokulu ak sardunya..

Ne zamandır uzun uzun yazmamıştım…
Tatil yaptım ya, motora yağ indi belli ki
))
Tatil denmez buna. Olsa olsa bir kaçamaktı yaptığım…
Son anda verilmiş bir kararla yapılan üç günlük bir hayat kaçamağı.
Gökovanın kendini medeniyet denilen efendiye teslim etse de, güzelliğini korumaya inat etmiş koylarından biri Akkaya. (more…)

‘’Garip bir kuştu gönlüm
Elimden uçtu gönlüm
Saçının tellerine
Takıldı düştü gönlüm…’’
Kazancı Bedih
Yani ‘’Sevdalık’’ bir tür ‘’Sakarlık’’!
Oturup da şöylesi olsun, böylesi gelsin diye kurduğun hiçbir hayale uymayan birinin, bir sözü, bir bakışı, bir yarım gülüşüyle kalbine saplanmış bir deli diken…
‘’Allah seni kahretsin’’ diye kafasına kül tablası fırlatmak istediğin birine beslediğin dinmek bilmeyen bir özlem… (more…)
…………….daha sevgiliyi görmeden hayalinin peşinden sürüklenen bir aşık yusufçuk. Tuttuğum nefesimin dinginliği , dalgın bakışlarımın renkli düşü…Suya salınan süsenleri, güneşe taçlanmış nilüferleri ,uykulu gün güzellerini kıskandıran sevgili ve aşkın kanatlanmış bir sureti yusufçuk.Işığa aşkla uçan ve kendi ışığını aşkla taşıyan .Uyku mahmuru seherlerin uyanık gerçeği .Güneşli günlerin neşeli cümbüşü… bir yusufçuk , bir tayyare ,aşkla yanan pervane………………..
İnanmak sonbaharın en son yaprağıdır
Bahara giden
İnanmak ışıldayan bir çift zümrüttür gözlerinde
Ve inanmak inanılmayı beklemektir
Bir kardeşi bekler gibi
Yinede inanıp inanmamakta özgürsün
Kuşlar gibi balıklar gibi
Benim gibi.. benim gibi.. benim gibi..
İlhan İrem (more…)

Ey nice çöl sıcaklarında, Leyla’nın ateşli tenini serin tutarken, yüzyıllardır muma olan aşkından kendini yakan! Sendeki nasıl bir aşıklıktır ki şikayetten azade ve yalnız emre amade.Hem her tende gezinir hem hoş anılırsın.Hem aşikarsın bize hem gizli,büyüsü bozulmamış sır, dile düşmemiş, iffetli…. (more…)

Bazen bir daha umudumu kaybetmezmişim gibi geliyor
O kadar küçük mucizeler yakalıyorum ki her baktığım yerde
Umudu kaybetmek bana yaşama haksızlık etmekmiş gibi geliyor
Ama dipsiz bir umutsuzluk kuyusuna düşüyorum bir gün ne olduğumu anlamadan!
Bir iğne deliğinden sızan uzak bir ışığa bakıyor,
Ve ona uzanmaya çalışmak bile istemiyorum…
Ve bazen,
Bir daha kimse beni derinden üzemez diyorum (more…)
Sabahlar istemek içindir
Dünyanın bütün sabahlarına o günü bütün varlığınızla dolu dolu yaşamak için başlayın
Her sabaha bir çiçek gibi açın kalbinizi
Köklerini toprağın derilerine salmış
Hücrelerindeki muhteşem varlık kodlarını suyun mucizesiyle diriltmiş
İçine çektiği nefesle hayat ve umut bulmuş
Ve yüzünü güneşin ışığına doğru çevirmiş (more…)
Yine Ağustos bitiyor…Yine yağmurlar dökülüyor yarılan göklerden sağnak sağnak; Temmuzun sıcak
tozunu, zihinlerin pasını, bir nefeste tüketilmiş yaz uçarılıklarının izini yıkıyor ağustos yağmuru. Bizi sonbaharın buruk, kekremsi toprak kokulu, kırık ama bilge bir ışıkla kutsanmış günlerine hazırlıyor
Ben hep en çok sonbaharı sevdim. Renklerin, tatların ve kokuların, tıpkı solmadan önce en güzel halini alan çiçekler gibi dorukta olduğu sonbaharı…
Dün gece herkes yattıktan sonra oturup müzik dinledim. Üstat, yine söylenebilecek herşeyi söylemişti…
”Birer birer geliyor misafirler…
Usulca giriyorlar gecenin kapısından içeri. (more…)
Bir film seyrettim; İmparatorlar Klubü (Emperor’s Club). Ölü Ozanlar Derneği’nin yönetmeninden bir öğretmen destanı daha… İnsanların büyük laflarla değil, yaşayan iyi örneklerle eğitileceğine, ismin ve markanın hiçbirşey, insan kalitesinin herşey olduğuna dair samimi bir filmdi… (more…)